Perşembe, Aralık 07, 2006

ihaveanidea Erik Vervroegen röportajı

Below is the translation of Erik Vervroegen interview which made by the founder of ihaveanidea.org, Ignacio Oreamuno. You can find more interviews on ihaveanidea.org.)

(Erik Vervroegen halen TBWA/Paris Yaratıcı Yönetmeni & Başkanı pozisyonundaki günümüzün reklam dehalarından birisidir.)


Erik kariyerine Belçika’da sanat yönetmeni olarak başladı, ve birinci yılının sonunda ülkedeki en üst düzeyde bulunan reklamcı pozisyonuna gelmesinin sonucunda önce Güney Afrika’ya geçti, orada da ilk yılının sonunda en fazla ödül kazanan reklamcı oldu. 2002 senesinde Erik TBWA/Paris’e Yaratıcı Yönetmen (Executive Creative Director) olarak geçti ve 2003 Eylül’ünde de ünvanına ajans başkanlığını ekledi.
2 sene sonra, TBWA/Paris dünyanın en iyi 2. yaratıcı ajansı olmuş ve kısa bir süre sonra da 2003 Grand Prix’de dahil olmak üzere Cannes’dan 10 aslan almış durumdaydı.
Erik son 3 senedir “Fransa’daki en yaratıcı Yaratıcı Yönetmen” seçiliyor. Bu sene Erik 12 Clio’yu ve üst üste 4.yılında Cannes’dan “Yılın reklam ajansı” ödülünü TBWA/Paris’e getirdi.

Deri pantalonu, uzun saçları ve karışık sakalları ile Erik Vervroegen kolaylıkla Keith Richard’ın yeğeni sanılabilir. Geceleri yakın arkadaşları tarafından ‘Kertenkele kral’(belkide masasında gösterdiği dans becerilerinden ötürü) olarak anılan Erik, gündüzleri ise ‘Dünyanın en iyi sanat yönetmeni’ olarak isimlendiriliyor.
Erik ile Palm Springs’te, Clio print işlerinin jüri üyeliğini yaparken karşılaştım ve Erik’in oradaki varlığına diğer jüri üyeleri tarafından duyulan saygı gerçekten son derece açıktı. O’nu bir sonraki görüşümde ise Clio festivalinde ödüllerini almak için sürekli sahneye inip çıkıyordu. Cannes festivalinde de aynı inip çıkmaya şahit olunca beynini alıkoymaya ve başarısının sırrının ne olduğunu açığa çıkartmaya karar verdim. Erik son derece açık ve belki de reklam sektöründe karşılaşacağınız en başarılı, yetenekli, espritüel, alçakgönüllü ve iyi insanlardan birisi.

ihaveanidea: Gerçekten çok başarılısın ve bu konuma, zirveye ulaşırkenki yolculuğunu merak ediyorum. Ne kadar zordu? Senin hakkında herkes aynı şeyi söylüyor, “O süper yetenekli biri”, yetenek tamam ama başarının arkasında başka ne var?
Erik: Sanırım bunu daha 2 gün önce olan bir olayla açıklayabilirim. TBWA için birkaç şey almaya diye yola çıktım ve aniden rahatsızlanarak soluğu hastanede aldım.
Sanırım çok fazla stres ve çok yüksek tansiyon.

Fransız reklam sektörü oltukça insafsız, her an savaşmak için hazır olmak durumundasınız. Ben eğer çok çalışmaya kanalize olmuşsa herkesin başarılı olabileceğine inanıyorum çünkü yetenek eğer tutkunuz yoksa hiçbir işe yaramaz. Ben buna tüm kalbimle inanıyorum. Eğer sadece yeteneğiniz yada sadece tutkunuz varsa bu yeterli gelmez. Sözgelimi ben, kendime tutku konusunda 10 üzerinden 10 veririm, yetenek ise sanırım 4 civarı birşey. (kahkahalar)

Burada gereğinden çok sayıda insanın sürekli olarak entelektüelize etmeye, farklı kılmaya çalıştığı, reklamcılığın gerçekte ne olduğunu açıklamaya çalıştığı, ama özünde çok basit olan bir işten bahsediyoruz. Güçlü olup kendinize güvenmeli ve işinizi en net şekilde yapmanız gerekiyor zira piyasada kendi entelektüel bakış açılarından bakan ve bu şekilde para kazanmaya çalışan çok fazla insan var ki ben bunu ajansın ürünü satması olarak değil ürünün ajansı satması olarak görüyorum.
Ben bunu bana oynama şansı ve deneyimleme şansı veren insanlardan öğrendim.

“Sanırım tutkusu olan insanlar için bir oyun parkı yarattığımın herkes farkındadır. Eğer bu tutkuya sahip değillerse, o zaman mutsuz olurlar.”

ihaveanidea: Aynı anda hem yaratıcı yönetmen hem de başkan olmak yalnız hissettiriyor mu? Bir sorunun olduğunda ne yapıyor, kime gidiyorsun?

Erik: Diğer ülkelerde nasıl bilmiyorum, ancak bu meslekte öğrendiğim, insanların çok insafsız olduğu, sürekli sizden vermenizi beklemeleri ancak sıra onlara geldiğinde hiçbir şey vermek istememeleri. Oldukça güçlü olmanız ve beraber çalıştığınız insanların genelde birer çocuk oldukları ve bu sebepten çocuk gibi davrandıkları gerçeğini görmek zorundasınız. Sürekli olarak homurdanırlar ve siz de bu homurdanmalarla başa çıkmak zorundasınız. Sanıyorum bu insan doğası, sizden onlar için sürekli birşeyler yapmanızı beklemek ancak karşılık olarak hiçbirşey vermemek. İşte bu işin doğası bu ve eğer tek istediğiniz insanlara yardım etmek ve karşılığında da hiçbirşey beklememek ise, kesinlikle önde gelen bir reklam ajansında sorumluluk almamalısınız. Ben onların mutlu olmalarını ve harika işler çıkartabilecekleri ortamda çalışmalarını bekliyorum, tek beklentim bu. Benim arkadaşım olmalarını, yada bana iyi davranmalarını beklemiyorum, ki bu çok hofluma giderdi, ama böyle bir beklentim olamaz.

ihaveanidea: TBWA’de yaratıcı yönetmen olarak çalışırken ne öğrendin? Bir yaratıcı yönetmen olarak Lee Clow’un altında çalışmak nasıl bir durum?

Erik: Bu soruyu kısa ve net şekilde cevaplayayım. Lee Clow, John Hunt yada Jean-Marie Dru gibi insanlar yaratıcılığın en önemli şey olduğunu anlamışlardı. Bu sebepten de bu insanların hepsi iyi, nazik ve bu işi muhtemelen diğer herkesten daha iyi bilen insanlardı. Bu durum da TBWA’in neden bu kadar güçlü bir network olduğunun da açıklaması muhtemelen. Onlar için tek söyleyebileceğim, onlar büyük hayalperestlerdi.

“ Eğer benimle ağız dalaşına girerseniz bu gezegendeki en ağzıbozuk adam olabilirim. Ben iyi insanları severim ve saçmalayan insanlardan nefret ederim.”

ihaveanidea: Bacakların ödül törenlerinde sürekli sahneye çıkıp inmekten epey güçlü durumda olmalı. Ödül senin için neyi ifade ediyor?

Erik: Bütün mesele denge. Eğer az sayıda ödül kazanıyorsanız ve diğer insanlar için bir tehdit durumunda değilseniz o zaman sorun yok. Ben bu gerçeği 4 yıl önce Paris’te farkettim. Fransa’nın ülke olarak ortalama Cannes aslanı sayısı 2 idi. Ben TBWA’e başladıktan birkaç ay sonra 5 aslan ile Cannes’dan geri döndük. Bu biraz şaşırtıcı oldu tabi. Bir sonraki sene 9 aslan kazanıp yılın ajansı seçildiğimizde ise ciddi anlamda yer yerinden oynadı. Büyük ajansların dünya geneli yaratıcı yönetmenleri Fransız yaratıcı yönetmenlerini arayıp “Sen bana 4 yıldır müşteriler yüzünden,para yüzünden, şu yüzden bu yüzden Fransa’da kazanmanın imkansız olduğunu söylüyorsun. Eğer senin söylediklerin gerçekse, bana TBWA/Paris’te neler olup bittiğini açıklarmısın?!” sorusunu yönelttiler.

Yaratıcı yönetmenlerde cevap olarak “Yo,yo...Bu bir kazaydı, inanın bir daha gerçekleşemez.” dediler. Ancak tekrar tekrar gerçekleşti.

Bunun üzerine dünya geneli yaratıcı yönetmenleri, tembel Fransız yaratıcı yönetmenlerine baskı uygulamaya başladı ve bundan bir nebze olsun kurtulmak için bizim reklamlarımızın gerçek olmayan (ghost) reklamlardan ibaret olduğu tartışmasını çıkarttılar.

Doğru, “Ödüllük iş” diye isimlendirdiğimiz işler, küçük bir kitleyi hedefler ancak bu da reklamcılığın geleceğidir. Bir ürünü alıp hedefi çeşitli dilimlere bölebilirsiniz. Bazı tüketicilere internet, bazılarına radyo ve bazılarına da TV ile ulaşabilirsiniz. Bu insanlar hala “Benim param var, bu yüzden büyük bir TV reklamı ve basın kampanyası yapacağım.” diyorlar ve bu bence tamamen saçmalık.

Örneklemek gerekirse, sözgelimi McDonald’s’ı ele alalım. Hedef tüketicisini en az 4 dilime bölebilirsiniz. Kızlar, orada yemek yerlerse kilo alacaklarından korkanlar. Çocuklar, gittiklerinde hiç para harcamadan eğleneceklerini bilenler. Kadınlar ve erkekler.

Farklı hedef kitleler var ve biz bu insanlarla farklı farklı iletişim kurmalıyız ama bunu göremiyorlar. Tamamen kaybolmufl durumdalar. Bunu söylemek beni bu işin piri yapmıyor ve bu şekilde düşünen tek kişi de ben değilim. Bu insanlar tehlikeliler çünkü yetişemiyorlar ve bu sebepten bizim gibi adamlardan kurtulmak istiyorlar. Ben bu sene gayet başarılı olduğumuzu düşünüyorum çünkü aslanlarımızı kazandık ve ben burada aslanlarımla oturmaktan çok mutluyum.

“Bir ev sahibi değilim. Hicbirşeyim yok. Bütün hayatım bir çantada ve bu beni iyi bir yaratıcı kılıyor.”

ihaveanidea: ‹nsanlar senin hakk›nda benimle konuşurken sürekli aynı şeyi söylüyorlar, “Dünyanın en iyi sanat yönetmeni.” Dürüstçe, nasıl oldu da dünyanın en iyi sanat yönetmeni oldun?

Erik: Sırrım ne biliyor musun? Eğer bir sırrım olsaydı eminim şu olurdu: para ve güç bana birşey ifade etmiyor.

Yaptığım işte tamamen özgürüm ve kesinlikle bu şekilde düşünüyorum çünkü içimde hala bir çocuğum. Bunu kaybetmek istemiyorum, gerçekten hiç istemiyorum.

Bu yüzden bir ev sahibi değilim. Hicbirşeyim yok. Bütün hayatım bir çantada ve bu beni iyi bir yaratıcı kılıyor çünkü bu sayede gelecekten korkmuyorum. Sahip olduğum tek şey, ki elde etmem yaklaşık 35 sene sürdü, gerçekten çok istemiş olduğum motorsikletim...hepsi bu.

Sanıyorum işin sırrı herzaman taze kalmak para, politika gibi işinizle alakası olmayan konularla kendinizi meşgul etmemek. İşte o zaman tamamen özgür olursunuz ve yapmanız gereken tek şey işinizi en iyi ve en farklı şekilde yapmak olur.

Hiç korkum yok, hiç şüphem yok, hiç birşeyim yok.

Bu sebepten, eğer yarın birşey olurda işimi kaybedersem, benim için büyük bir sorun olmayacak çünkü ben hala özgür ve hala aynı çocuk olacağım. İşte benim en önemli iki sırrım: para baskısı yok, güç baskısı yok. İşte bu durum, sizin ortalığı kasıp kavurmanızı sağlıyor.
Hala biraz deliyim, ancak meraklı kalmanız gerekiyor. Size bir örnek vereyim, önceki gün balık tutan birisini gördüm, kendi halinde balık tutuyordu ve bir anda çok ilgimi çekti. Kendi kendime “Nasıl insanlar balık tutar?” diye sordum.

Balık tutan adamın yanına gittim ve O’na sorular sormaya başladım ve yaklaşık 40 dakikalık bir sohbetin sonunda yanından ayrıldım. Ben yanından ayrılırken etrafta kimse de kalmamıştı. Muhtemelen “Balık tutmak kadar aptalca birşey yoktur!” diye düşünmüşlerdir ama muhtemelen bu sizin meraklı, açık ve taze kalmanızı sağlıyor. Bence insana çok yardımı oluyor.

ihaveanidea: Cannes gibi etraftaki herkesin reklam sektöründe olduğu ve herkesin reklamcılık konuştuğu ortamlarda hiç kendine “Bu insanlar kim ve ben burada bu insanlarla ne yapıyorum?” diye sorduğunuz oluyor mu?

Erik: Sanırım herkesi aynı kefeye koyamam, ancak eğer benimle konufluyorsanız ve iyi bin insansanız, tamamdır, konuşalım. Eğer benimle ağız dalaşına girerseniz bu gezegendeki en ağzıbozuk adam olabilirim. Ben iyi insanları severim ve saçmalayan insanlardan nefret ederim.

O yüzden billmiyorum, herkese iyi davranmaya çalışıyorum ve bu tip insanları uzak tutmaya çalışıyorum diyebilirim ama genel olarak herkese karşı kibar davranıyorum.

ihaveanidea: Bana Play Station 2 için yaptığınız “Kafa” ilanının hikayesini anlatır mısın? Nasıl oluştu?

Erik: Açıkçası çok basit bir fikirle başladı. Kafası ortadan ikiye ayrılmış ve kafasının içinde birşeyler olan bir adam. Bir yerde Red Hot Chilli Peppers’ın bir videosunun 20nin üzerinde –ki aralarında Fritz Lang’ın Metropolis’i de vardı- filmden esinlendiğini okumuştum.

Bu tip filmler son derece zengin bir görselliğe ve detaylı arka planlara sahiptir. İşte bu gerçek başlangıç noktamızı oluşturdu. Görselin olabildiğince ve en insanca haliyle zengin ve detaylı olmasını istedik. Bir tiyatro oyununun kulisi gibi gözükmesini istedik.

Başladıktan sonra takımdan olabildiğince fikir geliştirmelerini istedim. Her fikir bizi başka bir fikre götürüyor, her ortaya çıkan fikir geliflip başka fikirler doğuruyordu.

Sonra, bir problemimiz oldu çünkü kafanın kesidinden memnun değildik, çünkü kafanın içi net olarak görülemiyordu. Bu yüzden, kafanın uzman bir mimari çizer tarafından doğru perspektifte çizimini yaptırdık.

Görselin zeminine sadık kalmak istiyorduk ancak ilk fikirlerimizle uyuşmuyordu, bu yüzden kafanın içindeki tüm katlarla ikiye bölünmüfl basit bir modelini yaptık ve sağ yarım yada sol yarım, hangi tarafı çekeceğimize karar verdik. Bu zamana kadar pekçok fleyin çekimini yapmıştık ancak bir arada uygun olarak çalışmadıklarını görünce duvarlar ve objeler gibi pek çok şeyin tekrar çekimini yapmak durumunda kald›k, bazı şeyleri bilgisayarlar ve 3D ile çözmeye çalıştık ancak bunun sonucundan da memnun olmadık çünkü çıkanlar fazla temizdi ve ben doku, kablo gibi biraz daha gerçekçi ve karmaşık bir görüntü istiyordum. Sanıyorum şimdiye kadar yaptığımız en komplike işlerden birisiydi.

ihaveanidea: Bir basın ilanından daha çok bir TV reklamı gibi anlaşılıyor.

Erik: Evet. Herşey emprovize olmak ve neyin yanlış olduğunu anlayıp “Tamam. Bu yanlış, hadi düzeltelim” demekten ibaretti.
Gerisi daha çok:
“Daha fazla zamanımız yok”
“Zaman yaratırız.”
“Daha fazla paramız yok.”
“Para buluruz, kendimiz yaparız.”
şeklinde geçti.

ihaveanidea: Herkes bir deri pantalon giyip, gün batımına doğru motorunu sürüp bir ev sahibi olmadan hayatını devam ettiremez. Sen çalışanlarının seninle aynı flekilde düflünmelerini ve çalışmalarını nasıl sağlıyorsun?

Erik: Sanırım tutkusu olan insanlar için bir oyun parkı yarattığımın herkes farkındadır. Eğer bu tutkuya sahip değillerse, o zaman mutsuz olurlar.

Çoğunlukla şikayet edip dururlar, ancak sonuçları gördüklerinde ağızlarını bıçak açmaz. Herzaman şikayetin konusu aynıdır, her zaman mesele paradır.

Benim gibi olup olmamaları umurumda değil. Ben yargılamam, insanları aniden çocuk sahibi olmaya karar verdikleri için yada daha fazla para kazanmak istedikleri için yargılamam. Hepimiz birbirimizden farklıyız ve ben buna çok saygı duyuyorum.

Yapmaya çalıştığım onları kariyerlerinde kötü seçimler yapmaktan korumaya çalışmak. Ne derler bilirsiniz, “En son reklamın kadar iyisindir.”

Kötü bir ajansta iyi bir maaş, iyi bir ajansta kötü bir maaştan daha korkunç olabilir, özellikle de yaptığınız işlerin ne kadar kötü olduğunu farkettiğinizde. Bu yüzden, şu anda benimle çalıştıkları için benden nefret ediyorlar, ancak bir gün gittiğimde, onları neden bu kadar zorladığımı anlayacaklar.

Teşekkürler

Hiç yorum yok: