Cuma, Aralık 19, 2008

Play with your A$$.

New campaign for Rayman Raving Rabbibs TV Party. A Wii game about awkwardly cute buck-toothed bunny drones called rabbids and their quest for world domination. The goal is for Rayman to defeat rabbids by performing tasks to entertain them. A sick social joke? perhaps.

The new campaign is anything but conventional: It features people trying––unsuccessfully––to play popular games like charades and chess with their butts. Who did they choose to make the idea come to life? Brian Belefant.

Belefant has a theater of the mind style of story-telling encompassing wit with dark comedy. So of course, he is drawn to this type of unconventional subject matter. Belefant is best known for ‘Burning Passion’ a multiple award-winning film he directed about a guy who ejaculates fire, which will be be rereleased on the Day of Love in 2009.

The campaign commercials gained a collective of over 6.8 million hits on Youtube. The style of the spots is meant to look amateur and create the impression that the camera just happened to be in exactly the right place at the exactly right moment. The spots had an impact of a successful viral campaign.

5 spots were shot for this campaign here are sample of 3.

Client: UBISOFT

Title: Karaoke
Director: Brian Belefant
Contact: Cosondra Sjostorm
http://www.youtube.com/watch?v=n32-U9UW9Dc

Client: UBISOFT
Title: Telephone
Director: Brian Belefant
Contact: Cosondra Sjostorm
http://www.youtube.com/watch?v=CjM_YogmneM

Client: UBISOFT
Title: Charades
Director: Brian Belefant
Contact: Cosondra Sjostorm

http://www.youtube.com/watch?v=pBHGIGJnkaQ

Thank you Cosondra.

Pazartesi, Kasım 17, 2008

TWTS!


iyi fikir! in süresiz olarak kapatılmasını takiben, iş bu yazarın yeni mekanı TWTS olmuştur. Tamamen ingilizce, tamamen dijital pazarlama ve tamamen içerik üstüne olacaktır. Bilginize efenim.

For those of you, my non-turkish followers, the post below says that good idea! is closed. I don't know how long it will stay but i just stopped posting stuff in here 'cause of my anger to Turkish ad people and censors. So, from now on i'll be in my new address, TWTS, where you can find more of digital media, articles and stuff all in english. Only in english. So, see you there.

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Yolun sonu

Nasıl başlanır böyle bir yazıya bilemiyorum...
Her şey internet özürlüsü şahsımın "Hem evden hem işten ulaşabileceğim, böyle hoşuma giden şeylerin, yazıların linklerin bir arada durduğu bir yer olsa ya" diye hayıflanmasıyla başladı.
Sonra, kendi gördüklerimi, okuduklarımı Türkçe'ye çevirmeye başladım. Bunun sebebi de tüm zamanların en sevdiğim reklam yazarı ErçinBey sebebiyle idi. Daha doğrusu o tetikledi. Zira ben sanıyordum ki bu sektörde herkes ingilizce biliyordur, ancak gördüm ki kazın ayağı hiç de öyle değil. Ben de, değil ailesinde, sülalesinde reklamcı olmayan, dişiyle tırnağıyla çalışıp hiç yardım görmemiş biri olarak istedim ki yardımcı olayım. Benim hobi alanım zamanla bir nevi çeviri alanı oldu.
İşin tuhaf tarafı ise, bu süre içinde yurt dışından da ciddi okur gelmeye başaması idi.
Bu sebeple site 2 dilde ilerlemeye başladı, deli gibi altını üstüne getiriyor internetin, işe yarar olduğuna inandığım, daha doğrusu "iyi fikir!" olduğuna inandığım reklam bazlı haberleri, fikirleri buradan paylaşıyordum.

Ancak,

Bu 3 yılın sonuna geldiğimizde, yorum bırakma özürlü okurlarıma alışmıştım, gelen tepkilere de. Ama son olaylara alışamıyorum.

Reklam dünyasının, internet camiasının ne kadar riyakar, ne kadar iki yüzlü ve ne kadar "Bana dokunmyan yılanla tavla biel atarım" zihniyetinde olduğu artık gözüme girdi. Sansürler, görmezden gelmeler, isim yapmak adına ortalara düşmeler, ismi ortalara düşmesin diye kuytuya girmeler...

Ne yazık ki geçindirmem gereken bir ailem var, yani işi bırakacak kadar cesur davranamıyorum.

Ama bu, bir şeyler yapmayacağım anlamına gelmez.

İyi fikir! süresiz olarak kapanıyor efendim. Bir süre bu yazı asılı duracak, sonrasında okuyuculara kapanacak. Gerçekten okumak, paylaşmak isteyenlere açık hale gelecek. O da paşa gönlüm isterse.

Sadece yazık demek istiyorum, bu kadar tepkisiz, bu kadar riyakar ve bu kadar tırsak olmak hakikaten mide ister...

Selametle,

OC.

Internet kullanım dersi/Internet 101

Biz hala can siperane gördüğümüz her siteyi kapata duralım, bir ülkenin en önemli seçiminde internetin nasıl kullanılabileceğini Obama öncülüğündeki Amerika medyası adeta bir ders verir gibi gösteriyor. Budweiser ekibinin, "Değişim" işinden sonra şimdi de huzurlarımızda olaya sarkastik bir yaklaşım ile "Oy kullanma" diyen tanıdık simalar çıkıyor.
Her an kapanabilir, hemen izleyin derim ben...

A great new viral for the USA elections.






Perşembe, Ekim 30, 2008

Les Grossman final dansı/Les Grossman's final dance

Eğer izlediyseniz, muhtemelen doyamamışsınızdır, aşağıdaki videoyu tıklayaraktan Tropik Fırtına (Tropic Thunder) filminin finalindeki efsane olmaya aday "Les Grossman" dansını tekrar tekrar izleyebilirsiniz.

Yok eğer filmi izlemediyseniz, sakın tıklamayın, önce filmi seyredin derim ben.

Sanıyorum Holywood yeni bir komedyen kazandı.

If you had already seen it, I'm sure you couldnt't get enofh of it, so here below is the final scene of Tropic Thunder, dance sequence by "Les Grossman".

If you haven't seen the movie, please don't click, watch the movie first.

I believe, Holywood has a new comedy star now.

Lucy And Bart





Dutch Design Week 16-26 Ekim arasında gerçekleşti. Tam olarak takip edemesem bile en azıdan birini iyifikire sermek isterim. Lucy McRae(Philips Tasarım Danışmanı ve Ar-Ge takımında yer alıyor) ve Bart Hess(Design Academy Eindhoven, Man and Identity department'dan mezun bir sanatçı) işbirliği ile nefis çalışmalar yapmışlar. Kendileri bu işbirliğini modanın, mimarinin, gücün ve bedenin içgüdüsel azameti olarak adlandırıyorlar ve kalıtımsal manipülasyonun ve güzellik ifadesinin cazibesini paylaşıyorlar.

LucyandBart web sitesi
Lucyandbart blog
Lucyandbart Basın Bülteni
Bart Hess'in We make money not art ile olan son röportajı
Dutch Design Week gün gün gerçekleştirilen aktiviteler blog OK
..........
LucyandBart is a collaboration between Lucy McRae and Bart Hess described as an instinctual stalking of fashion, architecture, performance and the body. They share a fascination with genetic manipulation and beauty expression. Unconsciously their work touches upon these themes, however it is not their intention to communicate this. They work in a primitive and limitless way creating future human shapes, blindly discovering low – tech prosthetic ways for human enhancement.

LucyandBart worked at MUXX for a week during the dutch design week, great work and a very nice project called Lucy, Bart and You, where everybody got low-tech plastic surgery.

Perşembe, Ekim 23, 2008

Li INC



Li INC New York'da bulunan ve asıl alanı sanat ve moda olan bir tasarım stüdyosu. Hem işlerinin kalitesi ve güzelliği hem de sitenin kullanım kolaylığı (mouseu hareket bile ettirmenize gerek kalmadan sadece tıklayarak bütün işlere bakabiliyorsunuz), sadeliği ve arınmışlığı ile açıkçası cezbedici.

Öyle bir anlattınki bakasım geldi.

Amerika bir yana Litvanya ve Slovakya da bile çok iyi "tasarım stüdyoları" mevcut, gönül isterki bu kalite güzide memleketimizde de oluşsun.

Pieke Bergmans



Hollandalı tasarımcı Pieke Bergmans'ın ampül tasarımları.

Çarşamba, Ekim 22, 2008

Star Wars ABC

ABC

via Karım

Meric Kara


Meriç Kara. Bir adaşı sayesinde kendisinden haberdar oldum, haberdar olduğuma da acayip mutlu oldum. Gerçekten ciddi bir yetenek, nefis çalışmalar...Böyle insanlardan memlekette daha fazla çıksın bir zahmet...İyi fikir!

Meric Kara...Great works, huge creativity...Good idea!

Yurdumdan UFO manzaraları

Sevgili Fırat linki atmış fırendfiğde, "Türkiye'nin UFO görüntüleri" olaraktan. Ve hemencik orada bile başlamışız "sahte bu, yalan bu, tabak çanak arkopol seti bu" diye konuşmaya. Bu bir suçlama değil, zira sadece orada değil tüm yayın organlarında, dost sohbetlerinde ve içki masalarında bir standarttır bu. Türkiye'nin ufo'su olmaz, olsa olsa "uf"u olur...

İlk Van Gölü Canavarı çıktığında da böyle öldürdük hikayeyi...Şimdi de bu ufo meselesini harcıyoruz. Uzaylılarla muhabbetimiz "taş atma" evresini geçemiyor. O kadar kendimizden memnuniyetsiz bir ulusuz ki, en iyi yaptığımız şey kötülemek. Yahu arkadaşlar, bırakınız ufo olsun, bırakınız canavar olsun...Bakınız Amerika, Amerikan sineması, koskoca bir endüstri bu "hikayelerle" yıllardır para basıyor. Bakınız İskoçya'da yıllardır insanlar bir gölün kenarında gölün levhası ile(!) fotoğraf çektiriyor.
Turizm geliri, tanıtım geliri, meraklısı, araştırmacısı, filmcisi kılı yünü...
Biz?...Biz hemen kötüleyelim, üstünü ört bas edelim.

"51.bölge", "Siyah giyen adamlar", "E.T.", parlak ışıklar, sudan çıkan uzun bir boyun, karlarda kocaman bir ayak izi, kısa boylu koca kafalı siyah gözle insanımsı canlılar...Hepimiz biliyoruz bunları maşallah, ama biz dünya basınına "Uzaylıya taş atan köylü" olarak yansıyoruz.
Sormak istiyorum "Peri bacaları" gibi bir yapı, travertenler, gene Kapadokya'daki yer altı şehirleri, Nemrut...BUnlar Amerika'da falan olsa ne olurdu acaba...

UFO müzemiz var, gittim gördüm, komik gibi ama cidden emek harcanmış. Komikliği de imkansızlıklardan...Yeri mi nerede?...İstiklal caddesinde bir sokakta bir binanın 1. katı mı ne...
Süper değil mi?

Biz hala boğaz köprüsünden atıyla atlayan Fatih, gökte dönen semazen ile tanıtım yapmaya çalışalım, dünya'nın en önemli pazarlamacılarından birisi Türkiye ziyaretinde "Türk avatarım" diye fesli fotoğraf çektirsin.

Yapmayın rica edeceğim.
Biraz kendinizle barışın.
Biraz birbirimizle barışalım.
Kötüleyeceğimize, verelim odunu böyle "Hikayeler"e.

Bir nebze de olsa, büyük resmi görelim.

Salı, Ekim 21, 2008

Bosch Ütü - Masal





Agency: Altinci Duyu
Prod.Co.: Kala Film

DASK - Sallanmayın

Gram İstanbul'dan DASK (Zorunlu deprem sigortası) için yapılmış tertemiz üç film. Set gerçekten çok çok çok başarılı...Fikir de mis, bu durumda, elinize sağlık. İyi fikir!

From Gram Istanbul, 3 very clean ads produced for DASK (Earthquake insurance). The sets are really well done so the idea....Good idea!

Mutfak/Kitchen:





Salon/Main Room





Yatak odası/Bedroom:




Sallanmayın, Gram İstanbul
Reklamveren/Customer: DASK
Reklamveren Temsilcisi/Customer Repr. : Serpil Öztürk Yakut, Müge Başgu, Özlem Akkayalı
YY/CD: Nurcan Yıldız
Yaratıcı Grup/Creative Team: Tarık Akın, Erçin Sadıkoğlu, Feyza Küçükaltıntaş, Barış Alkan, Çiğdem Kurt, Gökhan Ünver, Recep Eliçevik
Stratejik Planlama/Strategy Planning: Xavier Schoonjans
Müşteri İlişkileri/Customer Relations: Beyza Ciğer, Verda Kuseyiroğlu
Ajans Prodüktörü/Agency Producer: Selim İpek
Yapım Şirketi/Production CO.: Kala Film
Yönetmen/Director: Fatih Kızılgök

Pazartesi, Ekim 20, 2008

Âdem-i Örümcekvârî


Ebekulak Bey'den...

Sivil havacılık Atlas Jet, THY ve ötesi...

Efenim merhabalar...Bir süredir süre gelen sessizliği ufaktan kırma faliyetlerim başlıyor.
Gittim, balayımı yaptım, evli bir adam olarak geldim, evdeki kablosuz internet sorun çıkartmayı bırakırsa hanımla beraber gayet internetli bir çift olacağız tekrardan.
Bu yazıya gelince, 10 gündür aklımda sıkı sıkı sakladığım bir konuyu kusmak istedim buradan arkadaşlar. Magazinler sayesinde pek çoğumuz geçtiğimiz hafta sivil havacılık üzerine bir ders aldı, malumunuz tuhaf tartışmalar diyarı memleketimde gene anlamsız bir diyalog yaşandı ve çok acayip bir şekilde, durduk yere "sivil havacılık" terimi ortaya atıldı. Ben de hazır millet bu kadar duyarlı iken sivil havacılığa, konuya bambaşka bir yerden değineyim istedim.
Efenim biz 12 Ekim tarihinde bizi buradan alıp güneye uçuracak sayın atlas jet'in 16:40 uçuşuna biletli olmanın kıvancıyla yola çıktık. Havaalanı sapağına geldiğimizde ise daha önce şahit olmadığım bir araç trafiği ile burun burua geldik. Neymiş efenim, Autoshow varmış, bir de üstüne Mamma Mia! gösterisi varmış, biraz kalabalıkmış. (Autoshow ile ilgili de bir ara başka bir haber yazacam buraya) Biz trafikte geçen 1,5 saatin sonunda yetiememe ihtimalimiz olduğunu anladık ve sayın atlas jet'e bir telefon açtım. Şimdi uzun uzun yazmayacam, özet olarak diyaloğu yazayım ki tekrar sinir basmasın beni:
- Merhaba bizim biletimiz var, ama burada yollar böyle böyle, geliyoruz ama, uçağı bekletebilir miyiz, bakın balayına çıkıyoruz da?
- Mümkün değil beyefendi sistem izin vermez.
- Tamam o zaman ben gelmeye çalışayım ama yarım saat önceden kapamasanız, biletim falan var inip koşalım
- Zaten 40 dakika kalmış, mümkün değil efendim sistem izin vermez
- Tamam bir sonraki uçak kaçta? Ve iki kişilik yer var mı?
- 19:00'da, yer var.
- Tamam rezerve yapabilir miyiz alandan alayım?
- Mümkün değil beyefendi sistem izin vermez, aynı gün rez yapamıyoruz almanız lazım
- Hay sizin...Tamam alayım buradan
- Mümkün değil beyefendi sistem şu anda satış yapamıyor
- Sizin sisteminizin içine sıçayım ben! (Çat!)
...
Bir sinirle cepten internete girilir, diğer uçaklara bakılır, THY'de bulunduğu görülür biletin. THY aranır, bilet alınması için işlem yapılırken;
- hat kesilir
- tekrar aranır, kredi kartından para çekilirken hat kesilir
- tekrar aranır işlem baştan yapılır, ama kart limit yetersiz der
- allah allah denerek banka aranır, banka der ki THY para çekmek istemiş, açık provizyonda duruyor, banka onay vermiş
- THY geri aranır, denir ki kardeşim böyle böyle, denir ki aaa pardon, ama bugün pazar, muhasebe çalışmıyor, yarın yada en geç 2 iş günü içerisinde paranız hesabınıza yatar
- Tamam rez. yapırayım denir, aynı hikaye, rez. yapmazlar, telefonda bağırılıp çağırılır, bağırmanız sebebiyle rez yapılır.
- Gidip alanda bilet alınır, ve geçen Pazar yapılan bu işlemin, kredi kartına bekleyen tutarı, bu Cuma, THY çağrı merkezini 5. arayışta, bağırıp çağırıp oradaki Yasemin isimli bir bayana kabus olmamla hesabıma geri ödenir...

12 Ekim Pazar günü alanda kopan kavganın haddi hesabı yoktu, dakikalarla, saniyelerle uçağı kaçıranlar. Kendi insanı için beklemeyen ama devlet büyüğü ya da meşhuru için tekerleğini kıpırdatmayan şirketlerdi bunlar.

THY ve Atlas burada konu olan 2 tanesi, sanılmasın ki diğerleri muhteşem...

Onur air ile rahat yolculuk etmek isterseniz, yani benim gibi uzun iseniz, ortadaki acil çıkış kısmında oturmak için bilet alırken ekstradan para vermeniz gerekiyor.(Miktarı hiç önemli değil, çok acayip bir durum) Ayrıca havada yiyip içtiğiniz her şeyi satın alıyorsunuz. İkram yok anlayacağınız.
Aynı satış durumu Pegasus'da da var, ikram yok, parana geçer sözün.

Yani,
THY'dan kredi kartı ile işlem yapmayın, yaparsanız boğas pastili alın.(Benim bağırmaktan sesim kısıldı)
Atlas Jet zamanında götürüyor, nefis servisi, cep uçağı kılıklı Bombardier'leri ve yeni hostes kıyafetleri gibi bir takım yenileşme, kalite kaygılarına karşın olay birebir servis kalitesine gelince gene sıçıyor. Kabahat onların değil aslında, "Sistem buna müsade etmiyor"
Onur Air'e karşı adı sebebiyle bir sempatim var ancak kendileri tercih edilmeyecek havayolu şirketi olabilmek adına elinden geleni yapıyor.
Pegasus ile çok işim olmuyor, hava atmaktan uçmaya fırsatları kalmıyor onu biliyorum sadece.

Yaşasın sivil havacılık değil mi...
İlla bağırıp çağırmak gerekiyor değil mi...
Saygı parayla alınıyor değil mi...

Ondan sonra sivil havacılığı tartışmak kimlere kalıyor diye şaşırıyoruz ha?

Hadi oradan canım...

Perşembe, Ekim 16, 2008

Thriller





Bir efsane, harika bir uygulama ve bir hint versiyonu.

Moonwalk'u denemeyen var mıdır?

Cumartesi, Ekim 11, 2008

Heaven...


Ben sana mecburum, bilemezsin...

Perşembe, Ekim 09, 2008

Trident Sinema


Nedense sinema iç uygulamalarına karşı bir sempatim daha çok zaafım var. İyi fikir.

İngilizcede yeni karakterler



Michael Ciancio
'nun yaptığı İngilizce deki diyakritik kıtlığını belirten bir tasarım.
diacritical mark:harfin fonetik değerini belirten bir işaret
ç ve ş de güzel durmuş
Michael'ın Hyperact Design Group ile tasarladığı başka bir iş; FLUX Laboratory

Pazar, Ekim 05, 2008

Akbank iPhone mobil bankacılık


Yukarıda gördüğünüz ilan daha önce çıkıyor muydu bilmiyorum, ben bugün gördüm.
İlk bakışta bir tuhaflık yok, Akbank gayet güzel bir şekilde iPhone fırtınasına bir yelken açmak istemiş, sanıyorum özel bir widget geliştirmişler ki CeBit fuarına geliniz görünüz diyor.
Buraya kadar her şey güzel de, görselde bir şey dikkatinizi çekti mi acaba.
Eğer kullanıcısı değilseniz asla dikkatinizi çekmez ancak bir iPhone sahibi, hatta meraklı bir iPhone sahibi iseniz ekran widgetları dikkatinizi çeker mi acaba?
To do gibi...
Daha da ötesi, "Terminal" gibi.
Bu şu demek oluyor,
reklamda kullanılan iPhone cihazı illegal yazılım müdahelesine maruz kalmış, jailbreak görmüş, bir takım normal dışı widgetlar yüklenmiş.

Gönül isterdi ki, reklamı hazırlarken ajans, yaratıcı ekip bu detaya dikkat etsin.
Hoş, Apple bile dikkat etmiyorsa benim gönlümün istediğinden kime ne, o da ayrı bir mesele.

Öyle, dikkatimi çekti...

Perşembe, Eylül 25, 2008

çocukluğa dönüş / back to childhood


olsa da izlesek dediğimiz, aklımıza gelen gelmeyen, 80'lerden 90'lara kadar bütün çizgi filmlerin; en azından jeneriklerini dinlesek, şarkı sözlerini okusak o günlerde anlamadıklarımızı anlasak, "aaaaaaaaa bir de bu vardı dimi" deyip anılara dalsak diyenler burada. clementine, calimero, transformers, heidi... e haydi!

If you wanna recall all your memories of chilhood, and listen themes and read lyrics of 80s and 90s cartoons, here they come!

Köpekbalığı karaya çıktı/A new shark in the car park

Mitsubishi kampanyasını görmüşsünüzdür. "Köpekbalığı karaya çıktı" diyor kendileri, global kampanyanın Türkiye ayağında.
Beni rahatsız eden nokta köpekbalığının karaya çıkalı yaklaşık bir 12 sene olmasıydı, bakınız:
Yahu koskoca marka neden böyle bir yola gider diye merak edip bir inceledim ki, kampanyanın global adı "A new shark in the car park". Yani, tam çevirisi, "Otoparkda yeni bir köpekbalığı var".

Köpekbalığı karaya çıktı.
Otoparkda yeni bir köpekbalığı var.

Farkı görebiliyor musunuz?

Tasarımdan değil, tamamen yırtıcılıktan bahseden -ve çok keyifli bir metaforla üstelik- bir başlık, tuhaf bir çeviri ile ne hale gelmiş.

Sürüden ayrılma, yırtıcı olma, diğerlerinin arasında vahşi durma, ama tek vahşi olan olmama nefis aktarılmış. Biz ise, tutup koca balığı karaya çıkartmışız.

Neden karada? Ne alaka?...

Sebebi kimdir bilmiyorum ancak gerçekten yazık olmuş...

How Star Wars changed the world

Pazartesi, Eylül 22, 2008

Beck 8-Bit






Buenos Aires Arjantinden DHNN(Design Has No Name) görsel iletişim stüdyosunun yapmış olduğu bir derleme müzik paket tasarım örneği. Bayıldım (Nintendo!!!) İçerisinde bulunan zımbırtı eski nintendo konsollarında (NES)kullanılan kasetlerden.

Daniel ARSHAM


"Sheet"(Çarşaf) 2007
EPS, Plaster(sıva), Paint(boya), Fabric(kumaş), Rubber(kauçuk)
45 1/4 inches x 8.10 feet x 6 inches / 115 x 270 x 15 cm
EPS:expanded polistiren sert köpük (eps-genleştirilmiş polistiren sert köpük)


"Hammock"(Hamak) 2007
EPS, plaster gauze
45 1/4 inches x 9.10 feet x 67 inches / 115 x 300 x 170 cm
Diğer çalışmaları ve galerisi için yolla beni

Perşembe, Eylül 18, 2008

Metal Gear Solid 4: Guns of the Patriots




MGS4: Praying Mantis from AF on Vimeo.

MGS4: Pieuvre Armement from AF on Vimeo.


Ne zamandır eklemeyi düşünüyordum, sonunda videoları toplu halde yapımcının kendi sitesinden bulabildim.

Efem Konami firmasının Metal Gear Solid serisi oyun dünyasında önemli bir yere sahip olup gerçek bir eser* olarak görülmektedir. Kurgusuyla senaryosuyla aslında oyun severlerin 2009 yılında sinema filmini bekledikleri bir şaheserdir(hayır abartmıyorum). Yukarıdaki videolar serinin son oyunu Metal Gear Solid 4: Guns of the Patriots'un loading ekranını beklerken izlediğiniz tv kanalları. Yani toplam 12 dklık(bu loadingin yani yüklemenin bu kadar sürdüğü manasına gelmiyor) 10 adet motion graphic video(hareketli grafik videoları)Apple'ında işlerini yapan prodüksiyon firması LOGAN tarafından tasarlanmış.

Bu kadar ilgiyi çeken şey nedir? Oyunların nekadar gelişebildiği artık neler içerebildiği (evet artık bir çok oyunda reklam olsun yada sanatsal açıdan çeşitli eklemeler ve içerikler mevcut fakat bu başka) ve Japon Konami firmasının özellikle tasarımcı Yoji Shinkawa'nın bu sektörde fevkalbeşeri oynamalarıdır. Oyun dinamiği, müzikler, özellikle MGS serisinin vazgeçilmez özelliklerinden yapay zeka gelişimleri, tekrar kurgu senaryo ve karakterler...


Oldukça ilgimi çekti, MGS nin karakterleri ve senaryosunu geçmişini merak ettim hatta bu oyunun bir Türk Fan sayfası olsada Türkçe geniş bilgi edinsem.

Pazartesi, Eylül 15, 2008

Lens mug


Gerçek olmaması çok acı, ama bu yapılamayacağı anlamına gelmemeli. İyi fikir!
Too bad that its not for real, but this doesn't mean that it can not be made. Good idea!

via Advertlover

Cuma, Eylül 12, 2008

Perşembe, Eylül 11, 2008

1/6 Joker - Hot Toys





İzleye izleye doyamadığım(ız), hastası olduğum(uz)Jokerin 1/6 12inch(30,4cm) uzunluğundaki figürü Hot Toys tarafından 149.99$'a ön siparişte(2008in 4. çeyreğinde satışa sunulacak)

Figüre dikkatle baktığınızda fevkalade ayrıntılar var. Boyama müthiş olmuş.
Artists:Head Sculpt by Yulli, Head art directed by JC HONG

Ben Ölmeden Önce...



"Ölmeden önce şunu yapmak isterim..." projesi çeşitli etkenlerin bir kombinasyonundan esinlenmektedir: (1) Polaroidin "ölümü" (2) emniyet kontratları adı verilen bir psikolog aracı, ve (3)bu basit ve gayet açık soru sayesinde insanları kendi hayatlarında neyin gerçekten önemli olduğu konusunda düşünmeye (ve bu yönde davranmaya)itmek.

Olay şöyle gerçekleşiyor: Polaroid ile fotoğrafınızı çekiyorsunuz, Siyah kalemle polaroidin beyaz kısmına ölmeden önce ne yapmak istediğinizi yazıyor, fotoğrafın arkasını imzalıyor isminizi yazıyor ve postalıyorsunuz. Proje aynı zamanda kitaplaştırılmaya da çalışılmakta. Sende katkıda bulunmak istersen sitede submit* bölümünde neler yapman gerektiği ayrıntılı olarak anlatılmakta.

Blondie:There are two kinds of people in the world, my friend. Those who have a loaded gun and those who dig. You dig!

-----------------
The Before I die I want to... project was inspired by a combination of factors: (1) the “death” of the Polaroid, (2) a psychologist’s tool called safety contracts, and (3) a passion to get people to think about (and act upon) what is really important in their lives through this simple, very straight-forward question.

Robert Muraine - Robot Dansı


I think he Can Dance - Watch more free videos
Gördüğüm en iyi robot dans örneklerinden biri.

İyi fikir neden sessiz? / Why so silence?


Efenim, iyi fikir! bir süredir olağandan daha sessiz farkettiğiniz gibi. Evet. Farkettiğiniz. Farkettiniz. Di mi?...
Bunun sebebi, bugün itibariyle tam 1 ay sonra "Sultan"makamından vazgeçip, "Kalbiılık" ünvanını alacak olmamdır. (Yazar burada bekarlık sultanlıktır ve kılıbık göndermeleri yapıyor.)
Yani, bilenler, aranızdaki evli arkadaşlar bilir, bir miktar koşuşturmaca var. Her heteroseksüel erkeğin hayatında en az bir kere olabilecek en gay dönemdeyim, gelsin perdeler, gitsin halılar...
İş bu sebepten, gün içinde iş yoğunluğu, iş sonrası özel hayat yoğunluğu, akşam da uyku yoğunluğu sebebiyle bir süredir sessizim, bir süre daha da olacağım sanırım.
Bu arada "Cuma Postası" malesef yayında olamayacak ancak Tuğrul ve Selin bloğu ellerinden geldiğince aktif tutmaya çalışacaklar. (Ellerinden geldiğince çünkü son derece demokratiklikten uzak, dikta olarak yönetilmekte bu blog. Ben görmeden hiç bir şey konamaz. Nıhohaha...)

Bu sürede bu fikrime gösterdiğiniz anlayış için cümleten teşekkürler...

----------------

Well, as you know, good idea! has been in silence for a while. As you know. You know. Right?... The reason is, next month ih this particular day i'm gonna be a "married man". Single tense is over for me... So, as you married guys can guess, i'm in a bit hurry. I'm living the most gay times of my heterosexual life. Curtains, carpets...Day time is full of business, the other times are full of marriage, rest is full of sleep.

That's why, i'm gonna be in silence for a while and in my absence, Tugrul and Selin will keep the wheels turning. (Of course by my permition. This is no land for democracy! Nihaha)


In the end, thank you all for your understanding about this idea...

Eeeyy TR, neredeysen come back!

Bakınız hemen sağda kendisinin "benırı" var. Üstünde de bu bloğun yazarlarından birisi olarak adı. Benim personelim yani :)
Shamamciyan...S adının baş harfi, gerisi de topyekün soyadı. Benim "Kadından reklamcı olmaz, olursa da her erkeği geride bırakacak zıpkın gibisi olur" tezimin gerçekliğini ispat etmeye en yakın kişilerden biri. Gencecik yaşına rağmen koca koca düşünüp iri iri cümleler yazabilen kızımız türkçenin yaşadığı felaket yozlaşmaya bir "yazar" olarak dayanamamış ve burada nefis bir yazı hazırlamış.

Okuyun, "oha felan olun"...

Bu arada, benim "takip edin" dememe gerek kalmadan, eğer diğer yazılara göz atarsanız takip edilesi bir mekan olduğunu da göreceksiniz.

Sudan sebepler üretmek bitti, sudan toplara hoşgeldiniz / How to "turn" water into balls..(balls, literally, not the "other" meaning)



En kısa zamanda denenecek, göstermekten utanılmayan sonuç alınırsa burada sergilenecektir. İyi fikir!
Gonna be tried at home asap, and if the result is not a big shame, will be here proudly. Good diea!

Salı, Eylül 09, 2008

Koç.net - Biri



41-29'dan "biri" için yepisyeni bir viral çalışma...Uyarı: İzledikten sonra yaklaşık 2 saat "Biiir biiir biribiribir" diye mırıldanıyorsunuz ve istemsiz bir halay arzusu bünyenizi kapsıyor.

Yaratıcı Ekip : Alemsah Özturk, Burak Magralı, Evren Rodoplu
Müsteri Ekibi : Özlem Yumusak, Aylin Sönmezer
Müzik : Aytuğ Pembecioğlu

Perşembe, Eylül 04, 2008

Geleceğin reklamcılığı...Şimdi.

Ali Taran gene yapacağını yaptı, ve reklamcılığın yeni boyutunu belirlemek için ilk taşı attı.
Aşağıda sitesinden yapılan açıklama aynen yer alıyor.

VEDA ZAMANI

35 yıldır reklamcılık, bir başka deyişle reklam ajansçılığı yapıyorum.

Biraz ince hesap yapınca 38 yıl gibi görünüyor ama, arada askerlik var, şişme salon var, demek 35 yıl gerçeğe yakın bir süre.

Evet doğrudur, bazen yoruldum. Bazen kırıldım. Bazen kızdım. Bazen küstüm.
Ama hiç bıkmadım. Hiç sıkılmadım. Hiç şikayet etmedim. Ayaklarım hiç geri geri gitmedi reklamcılıktan, belki, yaratıcılıktan demek daha doğru.

Bu, ‘yaratıcı/yaratıcılık’ sözcüğüne bazıları takılır, ‘yaratıcılık Allah’a mahsustur’ diyerekten.
Hayır efendim. Bilenlerden duydum ‘Allah’ın bütün vasıfları kulda da var, ama, kul kadar!’

Hamdolsun, bu ülkede reklamcı + yaratıcı + dahi + dürüst denildiğinde, adı her zaman akla gelen 0 - 5 kişiden biri oldum.

Hoş, reklamcı + zor + pahalı + paragöz + geçimsiz denildiğinde de adı her zaman akla gelen
0 – 1 kişiden biri de oldum ama ona da eyvallah.

Yıllar boyu, hakkımda duyduğum ‘çoğu şişirme, uydurma, türetme, yapıştırma, sallama, gazlama, üfürme, köpürtme fıkracıklar, hikayecikler, masalcıklar’ reklamcılıkla ve yaratıcılıkla aramı açmadı. Açamadı.

35 yıl her gün evden ajansa gittim, her gün ajanstan eve geldim. Gün hesabına vursak ne çıkar kim bilir.

Bu 35 yılın 1973’ünde Burçak doğdu. 1990’ında Kuzey doğdu. Allah Razı Olsun.
1986’sında Babam Selahattin göçtü. 1995’inde Annem Bedia göçtü. Allah Rahmet Eylesin.

Meslek büyüklerimin bazılarını saygıyla, bazılarını Rahmet’le anmadan asla geçmem. Hepsinden öğrendim. Hepsi ‘reklam ajansçılığı’nı kendi tarzlarına göre yorumlayarak uyguladıklarından, bana da yıllar içerisinde, kendi tarzımı oluşturacak bir temel kazandırdılar. Hepsine şükranlarım var.

35 yılın her döneminde, bulunduğum ajansa ‘en erken gelen kişi*’ hep ben oldum.

Bunun nedeni, Kadıköy’de yaşadığım yıllarda, trafikten kaçmaktı. Sabah 06.00 – 06.30 gibi ajansa gelir, 08.30’a kadar derin çalışır, ajanstaki arkadaşlar geldiklerinde, ben ‘yaratıcılık günümü’ çoktan tamamlamış olurdum.

1974 yılında, 20 ay süren askerlik döneminde, erken güne başlama konusunda ihtisas yapma imkanını buldum.

Alışkanlık oldu, derken huy oldu, derken adet oldu, derken disiplin oldu, derken kanun oldu,
35 yılı aşkın, her gün ajansa 06.00 – 07.00 arası geldim.

Ama hiç kapıda kalmadım. (Demek benden önce gelen biri ya da birileri hep vardı mıydı yoksa?*.)

Ajansa gelişini anladık da, ya ajanstan gidişin? diye soranlara kısa bilgi olsun için söylüyorum, 17.30 ya da mevsimine göre 18.30 oldu mu ajanstan hep çıktım.

Kendim de çıktım, arkadaşlarımı da çıkarttım.

30 – 35 yıldır, gece geç çalışmamız toplam 37 saati, hafta sonu çalışmamız toplam 54 saati geçmemiştir. Benim için de, arkadaşlarım için de.

Devamsızlığım da, olsa olsa metoduyla hesaplandığında, 35 yılda, 33 - 49 gün falan eder.

Demek, iş ve özel, hayatımın 35 yıldan fazlasını ki bu bütün hayatımın koskocaman bir bölümü eder, ajansta ve ajanslarda geçirdim. Önceleri daktilo başında, sonraları bilgisayar başında. Ama hep ajansta, hep işin başında.

Artık veda zamanı geldi.

Geç bile kaldım sayılır.

Ajansta bulunmalara, evden ajansa gelmelere, ajanstan eve gitmelere, ajansta tuvalet sırası beklemelere, ajans toplantılarına, karşılıklı konuşmalara, ne giysem acabalara, trafikte sıkışmalara, yollarda ömür tüketmelere, kocaman bir nokta koyuyorum.

Hiçbirini özleyeceğimi de sanmıyorum.

Hepsinin yolu açık olsun. Hepsine hakkımı helal ediyorum.

Allahaısmarladık ajansçılık. Sana uğurlar olsun, ben taptaze, yepyeni, bembeyaz bir sayfa açıyorum hayatımda inşallah.

Hoşça kal.

ATCW yani Ali Taran Creative Workshop’ımı ATCW HomeOffice sistemine geçiriyorum. Türkçeleştirmeye kalkışırsak, ATCW EvOfis denilebilir.

Tam 6 aydır, denemesini yapıyoruz. Sonuç, ummadığınız kadar heyecan ve ümit verici.

Tüm çalışanlar, mesai saatleri içinde, canlarının çektiği, paşa gönüllerinin dilediği yerlerde bulunuyorlar. Bir Videofon, bir BlackBerry, bir Laptop, bir Desktop, bir Scanner, hangisi gerekiyorsa, yanlarında.

İstanbul dışına çıkmak isteyen 7 gün önceden, yurt dışına çıkmak isteyen 15 gün önceden bildiriyor, onay istiyor.

Görev konumu uygunsa, ister Marmaris’e gider, ister Erbaa’ya gider, ister Londra’ya gider, ister İstanbul’da kalır, ister New York’a gider. Hatta gitmekle kalmaz yerleşir, kendi bileceği iştir.

Konuşma yok, yazışma var. Yazışma bol cc’li, bcc zorunlu olmadıkça kullanılmıyor.

Kampanya, senaryo, taslak, strateji, konu neyse ne, tartışma, fikirleşme ve de müşteriyle görüşme hatta sunum bile İnternet üzerinden e sunum olarak yapılıyor.

E sunum yüz yüze sunumun süslü püslü olmayan hali. ‘Fikir’ varsa süsünü püsünü kimse aramıyor zaten?

Mesela filmi kim mi anlatıyor e sunumda? Yazılışın kendisi anlatıyor. Filmin StoryBoard’u çizilmiyor artık, filmin Story’si yazılıyor. ‘Canlandırmalı Hikaye’si de denilebilir.

Bir ATCW ShowOffice var. Türkçesi ATCW ShowOfis. Aslında 500 m² bir toplantı salonu.
Bize ait. Müşteriyle ya da kendi içimizde mutlaka görüşmek gerektiğinde, gerekli kişiler, belirli süreler için oraya gidiyor. Orada sürekli yalnızca 2 sekreter bulunuyor, 2 de özel kurye.

Müşterinin ofisine mi gitmek gerekiyor, gerekli kişiler o gün o saatte oradayız. Müşteriyi ATCW ShowOfis’e mi davet ettik, o gün o saatte oradayız.

ATCW Server ve ATCW Santral bünye dışında, kiralanmış, yeterli bir kapasite.

Bir bakmışsınız, işler çoğalmış, ATCW olmuş 250 kişi, bir bakmışsınız işler azalmış,
ATCW olmuş 25 kişi.

Sığdık sığmadık yer sorunu yok.

Çay, kahve, gazoz, ayran, servis sorunu yok.

Bizde pek olmasa da, brain storming adı altında, gevezelikler, uçmalar kaçmalar,
‘yüksek sesle düşünüyorum’lar, ‘atıyorum’la başlayan atmalar, evelemeler gevelemeler tarih oldu.

Kıyafeti kötüymüş, ayakları ojesizmiş, saçları berbatmış, ayakkabısı ne biçimmiş, tıraş olmamış, saçını taramamış, gürültülü yürümüş, alçak sesle konuşmuş, yüksek sesle konuşmuş, niye konuşmuş, niye konuşmamış, çok yemiş, az yemiş, nerede kalmış, neden gecikmiş, kim gelmiş, kime gelmiş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde diye başlayıp anlatılacak tatlı birer anıcık oldu hepsi.

Ne zaman mı bu sisteme %100 geçiş yapmış olacağız?

Kasım 2008. Bu yıl.

Nereden mi aklımıza geldi bu ATCW HomeOffice işi?

Hani ATCW BoatOffice uygulaması yaptık ya Mayıs’tan Ağostos’a kadar. Baktık, verim arttı,
hız arttı, zaman arttı.

Sonra biraz konuştuk aramızda.

Dedim ki arkadaşlara, ‘Diyelim yıllardır zaten HomeOffice sistemi varmış ve biz de herkes gibi bu sistemle çalışırmışız. Bir gün ben gelip sizlere diyorum ki, arkadaşlar yakın bir tarihte yeni bir sisteme geçiyoruz. Bir işyerimiz olacak, buraya kısaca ajans diyeceğiz, ve artık her gün, hepimiz ajansa geleceğiz ve sabah 08.30 ile akşam 17.30 arası ajansta birlikte bulunacağız. Öğlen de 1 saat yemek molamız olacak.’

‘Ne derdiniz bana?’

‘Yanlış anlamadıysak, siz bizim, sabah saat 06.00 gibi yola çıkıp, yaz kış bakmadan, saatlerce yol tepip, yol parası, benzin parası, köprü parası -hadi diyelim o farkı maaşlara ilave edersiniz- verip saat 08.30’da iş yerinde yani ajans dediğiniz yerde olmamızı, akşam da yine aynı eziyet, kasvet, boğuşma eve dönmemizi istediğinizi mi söylüyorsunuz? demez miydiniz?’ dedim.

‘Derdik’ dediler.

Ben de size ‘Evet aynen öyle’ demez miydim?

O zaman siz ‘Tamam da Ali Paşa, bunun nedenini öğrenebilir miyiz? demez miydiniz?’ dedim.

‘Derdik’ dediler.

Peki ben bu soruya ancak ne cevap verirdim dedim, galiba ‘E yüzünüzü bir görmeyeyim mi arkadaşlar?!’ derdim, ‘Başkaca mantıklı bir cevap bulamıyorum inanın’ dedim.

ATCW HomeOffice Vatan’a Millet’e hayırlı olsun inşallah.


Ali Taran
ATCW HomeOffice
Philadelphia
Eylül 2008

via Advertlover

Salı, Eylül 02, 2008

Harvey Nichols & Wallace ve Gromit





Daha önce Nick Park'ın(Aardman Animations) ölümsüz ve benim favori karakterlerimden Wallace ve Gromit'in hamur animasyonlarından bahsetmiştik. Bu sefer ise ikili bir reklam çekimi için bir araya geldi ve Harvey Nichols için kamera karşısına geçtiler. Fotoğraflar Giles Revell tarafından DDB London için çekilmiş ve harika bir iş ortaya çıkmış.

Bunun yanısıra;


Son olarak Aardman tarafından Nina Simone için yapılan klip.

Pazartesi, Eylül 01, 2008

privnote

Private Note; privnote.
Notunu yaz (mümkünse private/özel olsun amaca hizmet etsin), linkli kopyala, yolla. Bir kişi okuduğunda kendini imha ediyor. Bir de kopyalanamıyor olsa süper olacaktı. Olsun denemelik, eğlencelik :)

Bu not birkaç dakika içinde kendini imha edecektir :)

Private Note; privnote.
Create a note. (Make it private to fit the purpose), copy the link and send it. The note will self-destruct after being read. Despite being incopyable, it's ok, just for fun so have fun.

This note will self-destruct in few minutes :)

Salı, Ağustos 26, 2008

Wrigley Extra, Dental Care on the go





Client: Wrigley GmbH, Unterhaching, Germany
Marketing Director Deutschland: Dominik Thiele
Senior Brand Manager: Andrea Bantleon

BBDO Düsseldorf
Accounting: Thomas Schulte, Vanessa Kerkhoff
Creation: Toygar Bazarkaya, Alexander Busch, Jörg Tavidde, Achim Metzdorf, Sebastian Steller
Planning: Rolf Gilgen, Sven Kösling
TV-Department: Anuschka Wallé, Miriam Jacobs

Production: Salt Berlin
Director: The Perlorian Brothers
Studio: Das Werk
Photography: Matt Barns
Media/Mediaplanning: MediaCom Düsseldorf

Thanks Elias

Çarşamba, Ağustos 13, 2008

Peugeot 307 / Görünmez Araba




Peugeot 307'nin Arjantin'de başlattığı yeni kampanyası görünmez araba/invisible car.

Reklam filmini izlemek ve bu reklam filmine benzer başka hangi filmler varmış bakmak istiyorum .

Beni başka bir yere yönlendirme hemen bilgisayarıma indireyim.

A: Euro RSCG Argentina
Y/C: Victor Gonzalez (DoP)
BYY/ECD: Gustavo Reyes
YY/CD: Mariano Duhalde / Maximiliano Sanchez Correa
SY/AD: Juan Cruz Los Arcos
RY/C: Matias Carsillo
Y/D: Luciano Urbani
PŞ/PC: Rebolucion

Pazar, Ağustos 10, 2008

VBS.TV / Art Talk



VBS.TV nin art-talk adlı programlar dizisi dünya çapında çeşitli alanlardaki sanatçılarla yaptıkları röportajları ile dikkatimizi çekmiştir. Takip edilmeli izlenmeli.

Dr. Emmett Brown: I'm sure that in 1985 plutonium is available in every corner drugstore, but in 1955 it's a little hard to come by.

Mitsuru Koga





Biraz geciksekte 28 yaşındaki Japon artist "Mitsuru KOGA"'nın şahane işlerini yakalayabildik. İyi fikirler. Kendi sitesini, katıldığı sergileri ve şahsını tanımak isterseniz buyurun.

Denver Su




Tulip

Drunk

Sukle tarafından yapılan çok güzel bir su tasarrufu kampanyası. Kendilerinin sitesinide ziyaret etmenizi tavsiye ederiz.

RA/AA: Sukle Advertising & Design, Denver, USA
YY/CD: Mike Sukle
SY/AD: Andy Dutlinger, Mike Sukle
RY/C: Jim Glynn
F/P: Rick Souders
PŞ/PC: Oil Factory/Tomorrow’s Brightest Minds
Y/D: Rob Boocheck
GE/VE: Dave Simmons
AP: Michon Schmidt

Cuma, Ağustos 08, 2008

Cuma Postası

Advertlover Hanım sabah uyanmalarına mis gibi kokan bir çözüm bulmuş getirmiş, bununla da kalmamış bugün başlayan Çin Olimpiyat oyunları için hazırlanan son Adidas (gerisayım) reklamını da gözler önüne sermiş.

Ebekulak Bey bu haftayı yumurtayı kaynatmakla geçirmiş, bloğunu da geçiştirmiş.

Arabadelisi Bey "Power House Amuse Ericsson M480" namında bir BMW bulmuş çıkartmış, ağzımızın suları klavyeye damlamış.

ElmaAltShift doğumgününü kutladığı bu özel günde RAC Sigorta'nın stopmotion işlerini sıralamış.

Bay ve bayan Bigumigu olimpiyatlarda Powerade gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiş, üstüne bir de Pininfarina CEO'sunun talihsiz ölümünü duyurmuş.

Antifit Bey Foodtrip 2.0'da yediklerini halen hazmedemediğinden sitesine dokunamamış, boş vakitlerini soda içip rennie tüketerek geçirmiş.(..olduğunu varsayıyoruz)

Anafikir Bey tek kelimeyle harikulade bir "iyi fikir"e imza atmış. Tertemiz basit ve çok "hisli" bu iş için cemiyet hayatında takdir toplamış.

İnternet kepçesi Marketallica Bey blog sahiplerinin sitelerini daha oyuncaklı ve daha kontrollü yapabilmeleri için envai türlü aparatın bulunduğu bir siteyi bulmuş çıkartmış.

Cymbolism
bize hangi kelimelerin ne renk olabileceğini sormuş. Görmemiz için diğer insanların fikirlerini de paylaşmış.

MyFonts, "WhatTheFont?!" adıyla yeni bir uygulama başlatmış. Kişisel olarak başarılı olacağı şüpheliymiş ama denemekte yarar varmış. Neymiş, logoyu atıyormuşsunuz, sistem size logonun fontunu veriyormuş.

Jean Jullien dudak ısırtan, kıskandıran portfolyosu ile insana kendini ifacık hissettirmiş.

Michel Gondry şimdi de çizgi roman işine el atmış.

Son 25 yılın en klasik, en bilinen 25 oyununda birinciliği Tetris göğüslemiş.

BMW, Moskova'nın göbeğine yeni 7 serisi için dev bir kum saati dikmiş.



İyi ki doğdun Fırat Yıldız / Happy birthday Fırat Yıldız

Bugün sevgili ArmutAltShiftCommandX'in patronu, Halime Hanım'ın beyi, McCann'in deli fişeği, senhayalet'in hayal gücü, sektörün sansür bekçisi ve bütün bu vasıflarının dışında,...
benim dostum;
Fırat Yıldız'ın doğumgünü.
İyi ki doğdun, iyi ki varsın.

Today is the birthday of Fırat Yıldız, the owner of the best ad blog in Turkey. Happy birthday buddy!

Çarşamba, Ağustos 06, 2008

Markus Neidel & Way of the Sheep


Markus Neidel'in enfes çalışması Way of the Sheep
23 yaşındaki illüstratörün diğer çalışmaları için "why so serious!"

RBG6




Kendilerini yeni keşfetmemize rağmen "yeni" olarak adlandırdıkları işleri daha bir güzel.

Nedir o yeniler?

LG "Office" (LG KF510)
"Re:member" (Kredi kartı)

Toplantılar / Meetings

Yalnız mısınız?
Tek başınıza çalışmaktan sıkıldınız mı?
Karar vermekten nefret mi ediyorsunuz?
TOPLANTI YAPIN!
Böylece
- insanları görebilir
- tablolar gösterebilir
- Önemli hissedebilir
- Bir çubukla işaret edebilir
- Kurupasta yiyebilir
- İş arkadaşlarınızı etkileyebilirsiniz

Üstelik tüm zamanı şirketten kullanarak!

TOPLANTILAR
Çalışmanın pratik alternatifi.


Yorum yok. / No comments.

Harflerin Anatomisi / Typeface Anatomy




Björn Johansson. İyi fikir! / Good idea!

Salı, Ağustos 05, 2008

The Vader Project


Fotoğraf setlerinin linklerin sitenin alt kısmında.
Photo sets are below the page of the site.